Bugün, hepimizin yakındığı ama bir türlü de tepkisini tam olarak gösteremediği sosyal medya kullanımındaki paylaşımlarının maksatları çok aşmasından bahsetmeye çalışacağım sizlere.
Aslında çok yazıldı, çok anlatıldı ama ben de içimi bir dökeyim, dedim.
Paylaşmak kadar güzel bir duygu yok hayatta. Paylaşıldıkça acılar azalır, mutluluklar artar. Bu arada kiminle neyi paylaştığınız da çok önemli tatbikî.
Biz artık toplum olarak paylaşmayı tamamen sosyal medyaya taşımış durumdayız. Bu o kadar basit bir sorun değil. Aile yapımız, insanın psikolojisi, ahlaki değerlerimiz, çocuklarımızın eğitimi daha birçok alanda bu çılgınlıktan, nasibini olumsuz bir şekilde alıyor.
Ya bunun getirdiği tüketim çılgınlığına ne demeli. İnsanlar paylaşacakları kahve fotoğrafları için özel sunum malzemeleri sipariş veriyor artık. O kahveyi de zaten sıcak sıcak içmeniz mümkün değil. Çünkü elli tane fotoğrafı çekiliyor sunum tepsilerinin. Işık ayarlanıyor, perdeler kapatılıyor ya da açılıyor kahve de buz gibi diziliyor boğazınıza. Değişiklik yapmak adına çeşit çeşit garip içecekleri zorla içmek zorunda kalıyorsunuz. Bazen dostlar güne başlarken kahvelerini sade bir şekilde paylaşırken altına da güzel bir iki cümle yazıyor ne kadar keyif verici bunları görmek. Benim derdim içmek için savaş verdiğimiz kahvelerin paylaşımına. Eskiden de yapılırdı bunlar kahve yanında bir eşlikçi lokum ya da bir çikolata bir güzel bir dost sohbeti. İnsanlar konuşur rahatlardı, sohbete doyardı. Şimdi derdimiz içtiğimiz kahvemizin kaç beğeni aldığı ya da kimlerin görüp de beğenmediği. Yemek sofraları için de durum aynı hele o beş çaylarında yapılan ikramların çoğunun iki fotoğraf çekeceksiniz diye olduğunun hepimiz farkındayız. Börek bile artık üç ayrı çeşit yapılıyor. Peynirli, patatesli,
kıymalı. Peynirlisi de kendi içinde ayrışıyor lorlu, kaşarlı daha diğer peynir çeşitlerine katılan sebzelerde çeşit sayılıyor. Her seferinde bir çeşidini yapıp marifetini göster misafirlerine çok istiyorsun ama hepsini aynı sofrada sunmak pek hoş olmuyor doğrusu.
Ne güzel bir tatlı bir tuzlu hadi bilemedin iki tatlı iki tuzlu görünse fotoğraflarınızda neyi kaybedeceksiniz.
Aslında mutluluklarımızı, heyecanımızı paylaşmamız çok güzel. .dostunuz gelmiştir arkadaşınızla yemeğe gitmişsinizdir ya da gününüz vardır paylaşın ne güzel ben de paylaşılıyorum zaman zaman.
Ama kimseye ne yiyip ne içtiğimizi göstermenin âlemi ne? Koy yemeklere birer çiçek miçek paylaş anını. Bu yemeklere çiçek koyan arkadaşlarımı tenzih ediyorum tatbikî de. Rahatsız olduğum konulardan biri de yaşanan yaş karmaşası. Sosyal medyada herkes aynı yaşta gibi davranıyor maalesef.
Bazen gençler bir akım başlatıyor çoğuna da yakışıyor gençliklerinin heyecanı ve enerjisi oluyor, beğeniyorsunuz. Ertesi gün bir bakıyorsunuz teyzeler amcalar da aynı akımı başlatmış. İnsan yaşından başından utanır. Şimdi aklıma gelen ve çok üzüldüğüm bir durumu hemen yazmak istiyorum.
Yaşlılarımız bizim en çok hürmet gösterip, ellerini öpeceğimiz saygıda kusur etmeyeceğimiz büyüklerimizdir. Ama bazen torunları bazen komşuları bazen çocukları onları çok komik durumlara düşürüyorlar. Hastalanıp hafızasını kaybedenlere yapılan şakalar, ettirilen küfürler.
Yazık günah değil mi ya o insanlara. Teyzenin biri, torununun şakasından sonra kurt kocayınca itlerin maskarası olurmuş, dedi gözleri buğulu buğulu içim acıdı. Torunu bizim eski kurdun son hali diye yazmıştı paylaşımının altına. Sizce bu paylaşımlar beğeni almazsa alkışa tutulmazsa insanlar bunları bir daha paylaşmak ister mi?
Sosyal medya konusu birçok yazı yazdıracağa benziyor bana. Şimdilik sizleri daha fazla sıkmak istemiyorum.
Korkarım bu yazıdan sonra kimse bana kahve ikram etmeyecek.
Umarım paylaşımlarımızda kendi hayatımızın gerçeklerinden uzaklaşmadan herkesin kendine yaşına başına uygun, kimseyi kırmadan ve rencide etmeden anılarımızı biriktiririz.