Bayrama sayılı günler kaldı. Yüce Allah(cc) Bizleri nasıl bu ramazana kavuşturduysa bayramına da öyle kavuştursun İnşallah.
Ramazan ayında, ayın anlam ve önemini belirten konuşmalar dinlemek veya yazılar okumak en güzeli olsa gerek. Benim bu düşünceme vereceğiniz “EVET” cevabını duyar gibi oluyorum. Malum; Bayramın akabinde de bol “EVET”li bir gün yaşayacağız. İşte vereceğiniz o “EVET” tercihi benim düşünceme vereceğiniz “EVET” cevabından, daha da bir önem taşımaktadır. “EVET”lerinizin hayırlara vesile olmasını dileyerek, sizleri tebessüm ettireceğini sandığım “RAMAZAN FIKRALARI” ile baş başa bırakıyorum.
Şimdiden tüm “İSLAM ÂLEMİ” nin “RAMAZAN BAYRAMI” mübarek olsun.
SES DENEME
Temel köyde imamlık yapıyormuş. İftar saati yaklaşmış. Bütün köylü de oturmuş iftar açmak için ezanı bekliyormuş. Temel çıkmış minareye: - Allahuekber ! Allahuekber! Köylü Temelin sesini duyunca bismillah deyip oruçlarını açmışlar. Biraz sonra minareden Temelin sesi gelmiş - Allahuekber! Allahuekber! ses deneme 1-2-3 ses deneme!!!
BU MAHALLEDEN DEĞİLİZ DE… Evvel zaman içinde iki ahbap, şair ve edip Mehmet Celâl ile Faik Esad, Beylerbeyi’nde bir dostun iftar davetine icabet için yola koyulup karşıya geçiyorlar; fakat vakti iyi hesap edememişlerdir ve İftara daha saatler vardır. Bunun üzerine iki ahbap,
“Camiye gidelim, vaaz dinleriz, vakit geçer,” fikriyle Beylerbeyi Camii’ne girip bir tarafa ilişirler. Vaiz kürsüye çıkmış cehennemden bahsetmekte, diliyle etrafa yıldırımlar savurup şimşekler çaktırmakta, “zebaniler, alevler, katran kuyuları” Dedikçe cemaat dehşetle tir tir titremektedir. Bizimkiler vaizin tehditlerine pek kulak asmamaktadır ama ahalinin çoğu kapıldığı haşyetle hüngür hüngür ağlamaktadır. Ağlayanlardan biri, gözyaşlarını silerek Faik Esad’ın sırtına dokunur ve kısık sesle; - Siz vaizi dinlemiyor musunuz? Diye soruyor. “Dinlemez olur muyuz, dinliyoruz elbet” diye cevap veriyor bizimki, “Peki ne dediğini anlıyor musunuz?” “Anlıyoruz elbette, niçin soruyorsun? Adam hayretle devam ediyor.
- Yahu bizim ağlamaktan ciğerimiz sökülüyor, gözümüz dışarıya uğruyor sizde ise hiçbir elem işareti yoktur, nasıl oluyor bu?
Şair cevap veriyor: - Efendim biz bu mahalleden değiliz, yabancıyız, misafirliğe geldik de!..
YAMAZAN!
Adamın biri bir gün yolda giderken bir çocuk görür ve çocuğu çok sevimli bulur. Çocuğa: – Senin adın ne? Diye sorar. Çocuk tam söyleyeceği sırada: – Dur dur, ben tahmin edeyim, diyerek sözünü keser, ama ipucu olarak baş harfini söylemesini ister. Çocuk: – “Y” Der, adam başlar saymaya... – Yasin? Çocuk başını sallar. “I ıh..” – Yusuf? Çocuk yine başını sallar. Adam y harfi ile başlayan tüm isimleri sayar, çocuk her seferinde “I ıh..” diyerek başını sallamayı sürdürür. Adam iyice sinirlenir ve bu seferde kız isimleri saymaya başlar. Çocuk yine başını sallar. Adam en sonunda öfkelenerek; – Bilemedim. Ne lan senin ismin? Der. Çocuk cevap verir: – Yamazan!....
TİLKİNİN ORUCU!
Tilki ormanda gezmektedir. Bir ağacın dalında bir geyik budunun asılı olduğunu görür. Açtır ama şüphelenir, kontrol edince tuzağı anlar. Çünkü geyik budu iple bir bombaya bağlıdır. Epeyce uzağa gider ve başını kollarının üzerine koyarak yatar, biraz sonra kurt gelir. Budu ve yatan tilkiyi görür. Tilkiye sorar: "Napıyorsun dostum?" Tilki cevap verir. “Hiiç, yatıyorum işte” Kurt: “Ağaçta asılı duran budu görmüyor musun?” Tilki; “Görüyorum elbet”“E! Peki neden yemiyorsun?” “Oruçluyum da ondan” Kurt bu işe sevinmiştir. Ağaçta asılı duran buda yaklaşır ve işte o anda bomba büyük bir gürültüyle patlar. Kurt kan revan içersinde kalmıştır. Tilki hemen uzandığı yerden kalkarak önüne düşen budu yemeye başlar. Bunu gören kurt: “Hani sen oruçluydun?” Diye sorunca; Tilki: “Topun sesini duymadın galiba, iftar saati geldi de orucumu açıyorum!