|
Amerika’nın keşfinden sonra İngiltere, İspanya, Fransa, Hollanda, İsveç, Portekiz gibi ülkeler başta olmak üzere, birçok Avrupa ülkesinden bu bâkir topraklara göç başlamıştı. Aslında Amerika daha önceden de insanların yaşadığı hem de huzur ve mutluluk içinde yaşadığı bir kıtaydı… Ama Amerika kıtasının keşfi ile birlikte kıtanın yerlileri için kâbus başlamıştı. Kızılderili olarak adlandırılan ve insanların kötü yüzünü henüz tanımayan yerliler adaya yeni gelenler tarafından katledilmeye başlanmıştı. Kızılderilileri başka bölgelere sürerek onların yaşadığı toprakları yeni gelenlere yurt yapmak amacı 1930 yılında bir tehcir yasası çıkarıldı ama o Kızılderililerin büyük bölümü vahşice katledildi. Barbar Avrupalılar Amerika’ya ayak bastıktan sonra 70 milyon yerli sistemli bir şekilde katledildi. Amerika Birleşik Devletleri yerlilerin yani o toprakların asıl sahiplerinin kan ve gözyaşı üzerine kurulmuş bir vahşet devletidir. Kaliforniya’da altın bulunması Amerika kıtasının keşfinin daha büyük bir heyecan uyandırdı. Aç gözlü, saldırgan ve barbar Avrupalılar, altın bulma hayaliyle resmen çıldırmış gibi saldırıyordu.
Alman bir baba ile İskoç bir annenin 16 yaşındaki çocuğu Frederick de hayallerinin peşinden Almanya’dan Amerika’ya göçmüştü. Beş yıl berber çıraklığı yaptıktan sonra ablası ve eniştesinin desteği ile bir süre lokanta işletmeciliği yaptı.
“Altına Hücum” furyasına katılarak büyük miktarda altın çıkardı ama gözü doymuyordu… Altın aramaya gelenlere kadın satmaya başladı. Bir süre sonra bu işini (!) resmileştirerek önce bir sonra da birkaç genelev daha açtı. 1892 yılında ABD vatandaşı oldu. Edindiği servetiyle birlikte Almanya’ya döndü fakat asker kaçağı olduğu için sınır dışı edilince yeniden ABD’ye döndü.
1905 yılında doğan oğluna Fred adını verdi. Genelev işletmeciliğinden kazandığı paradan oğluna sermaye vererek emlak ve inşaat sektörüne girmesini sağladı. Kanındaki karışıklık Fred’in hayatına da yansıyordu… İnşa ettiği dairelerden siyahilere satmadı daha sonra siyahi karşıtı bir örgüte üye olduğu ortaya çıkınca bir süre cezaevinde yattı.
İkinci dünya savaşı sırasında, karanlık bir şekilde servetine servet kattı. İskoç göçmeni bir kadınla yaptığı evlilikten beş çocuğu oldu işte Donald bu çocuklardan biriydi. Donald Tramp’ın çocukluğu ve gençliği çeşitli haylazlıklar ve hovardalıkla geçti. Disiplin altına girmesi için askeri okula verildi ama burada da rahat durmadı ve ordu Vietnam savaşına giderken topuk dikeni olduğu gerekçesiyle askerlikten ayrıldı. Asıl sebep korkuydu! Dedesinden kalan kirli serveti kullanarak gayrimenkul zengini oldu. Otel işletmeciliği yaptı, vergi kaçırarak daha büyük oteller kurdu. Onlarca kumarhane açtı. Lüks yatını kumarhane olarak işletti.
Dedesini sadece müşterileri (!) tanıyordu ama Donald daha fazla tanınmak, şöhret olmak istiyordu. NBC adlı televizyon kanalında şov programı yapmaya başladı.
Zayıf inançlı çağdaş (!) dünyada en kolay dolandırıcılık vakıf kurmaktı. Tramp da öyle yaptı. Tanınırlığını kullanarak kurduğu vakfa büyük miktarda bağış topladı. Bu vakfın hiç kimseye yardım etmediği ve toplanan paranın Tramp’ın reklamı için kullanıldığı ortaya çıkınca soruşturma geçirdi. Daha sonra ücretli eğitim veren bir üniversite açtığını duyurdu ama ilerleyen dönemde bunun bir üniversite olmadığı sadece emlakçılık belgesi veren bir kuruluş olduğu ortaya çıktı.
Siyasetin harikalar dünyasını keşfedince aradığı asıl oyuncağı bulduğunu anlamıştı…
1980’de Ronald Reagan’ı destekledi. Bir süre Reform Partisinde siyaset yaptı. Daha sonra Demokrat Partiyi destekledi. Cumhuriyetçi Parti ile de temaslarını devam ettirdi. 2011 seçimlerinde gizli bir şekilde hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi adaylarına maddi destek verdiği ortaya çıktı. Yapılan soruşturmada o güne kadar on farklı adaya maddi yardım yaptığı belirlendi.
Dolandırıcılık, ırkçılık, tüketiciyi aldatmak gibi suçlardan hakkında çok sayıda dava açıldı. Bu davaların birçoğundan tazminat ödeyerek kurtuldu.
2017’de başkanlık yarışını kazanarak ABD’nin 45. Başkanı olan ve 2021’de seçimi kaybedince taraftarlarına kongre binasını bastıran Tramp, 2025’te ipi yeniden göğüsleyerek ABD’nin 47. Başkanı oldu.
İkinci defa başkanlığı kazandığı bir yıldan beri Nijerya, Somali, Suriye, İran, Irak, Yemen, Karayipler ve Venezule’ya saldırdı.
Kolombiya, Küba, Meksika, Grönland’ı tehdit etti. Ayarlarıyla oynadığı gümrük vergisi yüzünden dünya ticaretini allak bullak etti. Açık açık desteklediği terör örgütleriyle her bölgede korku salmaya çalıştı. Şimdilerde en büyük hedefi BOP kapsamında karıştırılması gerekli olan İran’ı iç savaş çıkararak parçalamaktır.
70 milyon kızılderiliyi katleden, 35 milyon Afrikalıyı yıllarca köle olarak kullandıktan sonra öldüren, Nikaragua ve Sandino’da 300 bin kişiyi katleden, Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atarak 350 bin kişiyi katleden, Kadın ve çocuklardan oluşan 200 bin Alman göçmenini uçaklarla bombalayarak katleden, Kore’de 4 milyon insanı katleden, Küba’da 60 bin kişiyi katleden, Endonezya’da 1 milyon kişiyi katleden, Kamboçya ve Laos’ta 1 milyon kişiyi katleden, Vietnam’da, Şili’de, Arjantin’de, Salvador’da, Afganistan’da, Irak’ta, Nikaragua’da, Lübnan’da, Grena’da, Panama’da, Bosna’da, Sudan’da, Suriye’de ve daha birçok ülkede yüz milyonlarca insanı katleden ABD’ye Tramp’ın başkan olmasına, üstelik ikinci defa seçilmesine şaşırmamak lazım…
Tabi ki, böylesi saldırgan ve soykırımcı bir ülkeye genelev patronunun torunundan daha iyi bir başkan bulunamazdı.
Kimin çocuğu olduğunu kısaca özetlediğimiz Donald Tramp’ın da sonu tarihteki diğer zalimlerden farklı olmayacak ve ibretlik bir şekilde noktalanacaktır.
|