İstanbul, 15 Mart (AKnews) – Irak diktatörü Saddam Hüseyin'in emriyle 16 Mart 1988'de kimyasal silahlar kullanılarak gerçekleştirilen Halepçe katliamını çektiği fotoğraflarla belgeleyen gazeteci Ramazan Öztürk, olanlara tüm dünyanın neden seyirci kaldığının artık konuşulması gerektiğini ifade etti.

Öztürk, 22 yıl önce çektiği ve biri (Sessiz Tanık) Halepçe katliamının simgesi haline gelen fotoğrafların, Saddam rejiminin kimyasal silah kullandığını dünya kamuoyunun öğrenmesini sağladığını belirterek, şunları sordu:
“Peki hangi ülkeler Saddam'a yardım etti? Kimyasalların hammaddesini hangi ülkeler gönderdi. Bu konu neden hep böyle üstü kapalı geçildi?”
Halepçe katliamının sorumlusu olarak idam edilen Ali Hasan el-Mecid'in (Kimyasal Ali) Bağdat Yüsek Yargı Mahkemesi'nde yargılandığı sırada, 19 Mart 2009'da tanık olarak verdiği ifadede duruşmanın seyri üzerinde etkisi olan Ramazan Öztürk, AKnews'in sorularını yanıtladı.
Halepçe katliamından 40 saat sonra oraya ulaşan ilk gazetecilerden birisiniz ve çekmiş olduğunuz fotoğraflar dünya kamuoyunun Saddam rejiminin iç yüzünü öğrenmesini sağladı. İlk olarak size şunu soracağım, Halepçe'de nelerle karşılaştınız? Karşılaştıklarınız karşısında neler hissettiniz?O günler düşündüğümde halen geriliyorum ve bir de senede bir kez hatırlandığı zaman üzülüyorum. Çünkü Irak'ta olup bitenler, Kürtlerin durumu, Kürtlerin yıllardır verdiği mücadelenin ve Halepçe gibi çok büyük bir katliamın dünya içinde, insanlık suçu işlenmiş olması nedeniyle çok önemli olduğunu düşünüyorum ve önemlidir de.
,

Dünyanın sessiz kaldığı katliam, ABD ile Irak'ın arasının bozulması ve Saddam'ın Kuveyt'i işgaliyle birlikte dünyanın gündemine oturdu. Bundan önce 16 Mart 1988'de böyle bir katliam yaşanmamış gibi dünya sustu. Bunlar çok düşündürücü şeyler. Bunları konuşmak gerekiyor.
Ayrıca, Halepçe'nin sadece yıldönümünde hatırlanmak benim bir eleştirim; bunu yazarsanız memnun olurum. Beni de sadece katliamın yıl dönümünde hatırlıyorlar. Bu hem Türkiye için, böyle hem de Irak Kürdistan'ında böyle.
Halepçe'de kimyasal silahlar kullanıldığını sizin dünya kamuoyu sizin çektiğiniz fotoğraflarla öğrendi. Halepçe katliamının öğrenilmesi dünyada ne tür değişikliklere yol açtı?Bu katliam 22 yıl önce yapıldı. Bu katliamı dünyanın duymasına benim çektiğim fotoğraflar sebep oldu. Halepçe'nin sembol fotoğraflarında olan "sessiz tanık" (Halepçeli Ömer Havar'ın oğluna sarılı halde çekilen fotoğrafı) katliamın sembolü oldu.
Halepçe katliamı bölgede ve dünyada çok şeyi değiştirdi. Bir kere Saddam rejiminin nasıl bir rejim olduğunu, ne kadar acımasız olduğunu, orada neler yaptığını ve neler yapabileceğini tüm dünyaya gösterdi. İkincisi, Halepçe katliamı milyonlarca Kürt'ün, Saddam zulmünden neler çektiğini gösterdi.
Halepçe katliamı Kürtlerin mücadelelerinin ne kadar haklı nedenlere dayandığını da dünya kamuoyunda gösterdi ve Kürt diye bir halk olduğunu bilmeyenler, öğrendi.
Katliamı tüm dünya çektiğiniz fotoğraflarla öğrendi ama Saddam rejimine kimyasal silahları hangi devletlerin verdiği pek sorgulanmadı...
Halepçe katliamı, kimyasal silahların kullanımını da Birleşmiş Milletler'in gündeminde taşıdı. Kimyasal silahlar BM'de sorgulandı. Aynı zamanda kimyasal silah yapan ülkeler de teşhir edildi. Burada BM'nin hazırladığı bir rapor var, o raporda mesela kimyasal silah üretiminde kullanılan hammaddelerin hangi ülkeler tarafından, hangi ülkelere, ne miktarda, nereden nereye, ne şekilde, hangi ülkeler köprü olarak kullanıldığını anlatan bir rapor. Bunların hepsini belirten bir rapor da hazırlamış oldu.
Dolayısıyla da Saddam'ın 1989'da Amerika ile Avrupa'yla arası bozuldu. 1990 yılı sonunda ise Saddam Kuveyt işgallini gerçekleştirdi. Onların yarattığı canavar, onları dinlemeyen, astığını astık - kestiği kestik bir canavar haline geldi. Batı, yarattığı canavarı dünya kamuoyunda kötülemek, onun artık olmaması gerektiğini anlatmak için, en önemli argüman olarak da Halepçe katliamını gördü.
Ama hangi ülkeler Saddam'a yardım etti? Kimyasalların hammaddesini hangi ülkeler gönderdi. Bu konu neden hep böyle üstü kapalı geçildi? Bunların yanıtlanması lazım.
Halepçe katliamının dünya kamuoyu ve Kürtler üzerinde nasıl bir etkisi oldu?Bir kere Saddam'ın devrilmesi gerektiğine en büyük delil olarak “sessiz tanık” fotoğrafı gösterildi. Hatırlayın, 2003'te George Bush un elinde bu fotoğraf vardı. “İşte bu masum bebeğin intikamını almak için Bağdat'a geleceğiz” diye, Hürriyet gazetesinde de manşet oldu.
Halepçe katliamı aslında Saddam'ın da sonunu getirdi. Biraz geç oldu ama sonuçta oldu. Halepçe katliamı Kürtleri de bilinçlendirdi, hem mücadele yöntemlerini, hem de kendi aralarında ne yapmaları gerektiğini ya da yanlış politikalarını sürdürürlerse başlarına neler gelebileceğini gördüler. “Biz birbirimizle ne kadar savaşırsak, biz kaybedeceğiz” diye düşünmeye başladılar.
Dolayısıyla barıştılar ve birlikte aralarındaki çekişme bitince hızla bölgede kendi lehlerine bir gelişme yaşanmaya başlandı.
Katliamdan sonra Halepçe'ye tekrar ne zaman gittiniz? Halepçe'ye katliamdan yıllar sonra gittiğiniz neler yaşadınız?21 yıl sonra Halepçe'ye tekrar gidebildim. Benim çektiğim bu fotoğraflar katliamı dünya kamuoyuna anlattı. Buna rağmen Kürtler 2009'un Şubat ayına kadar bir kere olsun beni Halepçe katliamında yaşamını yitirenleri anma toplantılarına bile davet etmedi. Ancak geçen yıl davet ettiler. 21 yıl sonra.
Açıkçası ben de geçen yıla kadar kendimde Halepçe'ye gidecek gücü bulamıyordum. Çok etkilenmiştim çünkü. Hala hatırladıkça etkileniyorum.
21 sonra yeniden gittiğinizde neler yaptınız orada?Tanıklıklarımı anlatan 45 dakikalık bir belgesel yaptım. Bu belgesel Halepçe'nin geçen yıl 16 Mart'ta Kürtçe olarak hem TRT 6'da, Türkçe olarak TRT2'de ve yine Kürtçe olarak Kurdsat TV'de aynı gün ve aynı saatte yayınlandı. Bu çok önemliydi. İlk defa olan bir şeydi.
Siz aynı zamanda katliamın sorumlularından kimyasal Ali'nin de yargılandığı davada tanıklık yaptınız. O mahkemede neler oldu? Mahkemede nasıl izlenimler ediniz?
Halepçe katliamını gerçekleştiren kimyasal Ali'nin davasına Bağdat Yüksek Mahkemesi tarafından tanık olarak çağrıldım. Ne ilginçtir ki Halepçe katliamı 16 Mart'ta gerçekleşti, ben 18 Mart'ta Halepçe'ye vardım ve o fotoğrafları çektim. Bu tamamen bir tesadüftür, ben geçen sene yani tam 21 yıl sonra 18 Mart'ta Bağdat Yüksek Ağır Ceza Mahkemesi'nde Halepçe katliamından yargılanan kimyasal Ali'nin davasında saat 11:00'de tanık olarak ifade verdim.
Sanık sandalyesinde bu katliamı gerçekleştirenler vardı. Katliamı belgeleyip dünyaya duyuran gazeteci olarak ben de tanıktım mahkemede. İki tarih aynı 18 Mart, saat aynı saat 11.00 suları ve 21 yıl önce çektiğim fotoğrafları da mahkemeye sundum. Hatta bu fotoğrafları çektiğim fotoğraf makinamı da mahkemeye sundum. Ve sonradan bu fotoğraf makinemi Halepçe'deki müzeye bağışladım.
Kimyasal Ali'nin mahkemedeki tutumu nasıldı?Mahkemede tanıklığım benim içinde çok önemliydi. Ben de bu katliamı gerekleştiren kimyasal Ali'yi ilk kez mahkemede gördüm, ilk kez yüz yüze geldim. Mahkeme başkanı bana sorular sordu, kimyasal Ali de birkaç soru sordu ben de cevap verdim.
Ben tanık bölümündeyim. Onlar da 4 kişi sanık bölümünde otuyorlardı. Biri kimyasal Ali, biri dönemin istihbarat başkanı, diğerleri ise yine bölgeyle ilgili üst düzey bir yöneticiler. Sonuç olarak, ben yanımda 40 tane fotoğraf götürmüştüm. Bunları ben "sessiz tanık" fotoğrafıyla birlikte mahkemeye sundum.
Bu fotoğraflar dijital ortamda mahkemede hakimlerin, savcıların, avukat ve sanıkların, tanıkların önündeki bilgisayarlarda onlara ekrandan gösterildi. Oradaki usul öyleydi. Bu fotoğraflar orada ekrana geldiğinde bir sessizlik başladı salonda. Herkes ekrana kilitlendi. Çünkü fotoğrafların çoğu ilk defa görülüyordu. Mesela, orada hakimlerin yüz ifadelerini, avukat ve savcıların yüz ifadelerini unutmam mümkün değil. Hepsi ağladı. Mahkeme başkanı dahil, diğer üyeler, savcılar, müdahil avukatlar hepsi ağladılar.
Sanıklardan özellikle benim de gözüm açıkçası kimyasal Ali'deydi. O'na bakıyordum, gözlerim kilitlenmişti. O da önündeki fotoğraflara bakıyordu. Salonda herkes ağlıyordu, ama kimyasal Ali, yüzünde donuk bir ifade ile öyle fotoğraflara bakıyordu. Bense kimyasal Ali'yi izliyordum. Kimyasal Ali'ye gözlerim takıldığında beton gibi yüz ve hayretler içinde fotoğraflara baktığını gördüm.
Mahkeme salonunda hakim ya da sanıklarla bir diyalogunuz oldu mu? Hakim bana sorular sordu. Ben de tanık olduğum şeyleri anlattım Kimyasal Ali de bana sorular sordu. Kimyasal Ali, hâkime şunu söyledi: "Tanığa sormak istiyorum, kendisi ne sıfatla ordaydı?" dedi. Ben de gazeteci sıfatıyla orda olduğumu söyledim. Ondan sonra bana dedi ki o fotoğrafların arasında "o dönemde İran'a esir düşmüş Irak subayları vardı, onlar karacı mıydı, havacı mıydı?"
Fotoğrafları çektikten sonra ben İran tarafına geçtim, bu subaylar İran TV'de gösteriliyorlardı, bunlar orada itiraflarda bulunuyorlardı. Onların fotoğrafları da var bende.
Hasan Ali el Mecid'in sorusu, tuzak soruydu. Ben de dedim ki "tabi onlar karacıydı, onlar karadan, karadaki birlikleri yöneten askerlerdi, subaylardı. Dolayısıyla onlar yerden hava saldırısının nasıl ne şekilde hangi şartlarda yapıldığını anlattılar. Onlar da Irak ordusunun karadaki güçleriydi. Onun amacı beni tuzağa düşürmekti.
Kimyasal Ali nasıl bir tuzağa düşürmek istiyordu sizi?Askerler karacı değil, havacı deseydim, o zaman mahkemede benim doğru söylemediğimi iddia edeceklerdi.
Kimyasal Ali, size başka neler sordu?Kimyasal Ali daha sonra bana "bu fotoğraflar hangi yayın organlarında yayınladı" diye sordu. Ben de o zaman çalıştığım Sabah gazetesinde, Time gibi dergilerde, dünyanın daha başka önemli gazete ve haber dergilerinde yayınlandığını söyledim.
Sanıklarda istihbarat başkanı söz aldı, o bana bir kaç soru yöneltti, en önemlisi Halepçe'ye vardığım tarihte benim yalnız olup olmadığımı sordu. Yanımda başka gazeteciler olup olmadığını sordu. Benim dışımda Avrupa'nın çeşitli ülkelerinden gelen gazeteciler vardı dedim. O dedi ki bunların aralarında Amerikalı gazeteci var mıydı diye sordu. Ben de o dönemde Amerikalı gazeteci var mıydı yok muydu böyle bir arayış içinde değildim, sonuçta orada bir çok gazeteci vardı, ama "bilemiyorum" dedim.
Bu da tuzak bir soruydu. İstihbarat başkanı sonra şunları söyledi: “Çünkü o tarihte Halepçe'ye gelen Amerika'da yayınlanan bir büyük gazetenin muhabiri döndüğünde bir yazı kaleme aldı, o yazıda da bu katliamın İran tarafından gerçekleştirildiğini yazdı."
Ben de ona şunları söyledim: "Amerika'da yayınlanan o gazetenin ve gazetecinin bunu yazması çok doğal, çünkü o dönemde başta Amerika olmak üzere Batı dünyası Saddam'ı destekliyordu. Ayrıca İran İslam devrimine karşı Saddam desteklendi. Sudan bir sebeple Irak ile İran arasında savaş yaratıldı. O dönemde Irak'a kimyasal silahların yapımında kullanılan hammaddeleri Batı gönderdi. Bu dönemde Amerika'da yayınlanan bir gazetede Amerikalı bir gazetecinin böyle bir şey yazması çok normal. Ama bir de şu gerçek var. Aynı Amerika'da yayınlanan yüzlerce gazete, dergi en önemlileri de Newswek, Time gibi dergilerde de bu katliamın Saddam rejimi tarafından gerçekleştirdiğini benim fotoğraflarımla birlikte anlatan onlarca, belki yüzlerce de yazı, haber çıktı. Ama bugüne kadarda Saddam rejimini temsil edenlerden bunlara bir itiraz gelmedi."
Duruşma ne kadar sürdü?1 saat 55 dakika süren bir tanıklığım oldu. Orada beni en çok o fotoğrafları gören insanların ağlamasıydı. Duruşma bittikten sonra Mahkeme başkanı bana koridorda teşekkür etti. "Bu güne kadar bu kadar sağlam delillerle bir tanık gelmedi. Tanıklığınız davanın seyrini değiştirdi" dedi.
Bu güne kadar gelen tanıklar gördüklerini anlattılar. Yani ellerinde çok fazla bir belge yoktu. Onlar ya yaralanmışlar ya da yakınlarını kaybetmişlerdi. Sanıklar da bunu reddediyorlardı. "Orada bir saldırı yapıldı, bir katliam yapıldı, ama biz yapmadık, İran yaptı" gibi iddialarda bulunuyorlardı. En önemli iddiaları da şuydu: "İran bu katliamı gerçekleştirdi. Kendi fotoğrafçılarına fotoğraflar çektirdi ve bunu dünya servis etti. Dolayısıyla bunu bizim üzerimize attı".
Benim tanıklık etmemle, iş tersine döndü. Benim sunduğum fotoğraflar arasında benim o zaman Halepçe'de olduğunu gösteren fotoğraflar da vardı. Bunları da sundum mahkemeye ve dolayısıyla kimsenin buna bir itiraz etme gibi durumu kalmadı. Benim Halepçe'de olduğumu gösteren fotoğraflar var ve sadece Halepçe'de değil, yaralı kurtulanlar var Halepçe'den. Sonra onlar İran'a geçtiler ve orada hastanelerde tedavi altına alındılar. Ben de o zaman İran'a giderek bu yaralılarla konuşup fotoğraflarını çektim. Bunları da mahkemeye sundum.
RAMAZAN ÖZTÜRK / PORTRERamazan Öztürk 5 Mart 1956'da Malatya-Pütürge'de doğdu. Gazeteciliğe 1975 yılında Dünya gazetesinde başladı. 1979-1980 yılları arasında Yıldız Teknik Üniversitesi'nden ön lisans diploması aldı. Daha sonra sırasıyla Günaydın (1978-86), Sabah (1986-1998), Star (1998-1999), Yenibinyıl (2000) gazetelerinde muhabir olarak çalıştı. Fotoğrafları dünyanın sayılı fotoğraf kitaplarına girdi. Öztürk, şimdi haber belgeselleri üzerinde çalışmalarına devam ediyor. Ramazan Öztürk son 20 yılda daha çok dünyanın farklı bölgelerindeki savaşları izleyen savaş muhabiri kimliğiyle öne çıkıyor. Öztürk, Halepçe Katliamı'nı belgeleyen dünyaca ünlü fotoğrafı "Sessiz Tanık1" ile dünya çapında pek çok ödül aldı.
AKnews-DİYARBAKIRHABER