|
Senelerce hasretlerim karşısında kendimi tek bir cümle ile avuttum durdum. Yolu sevgide buluşanlar arasında ayrılık diye bir şey olamaz derdim. Ayrılığın fizik kurallarıyla bir bağlantısı olduğuna asla inanmadım ya da inanmak istemedim. Öyle insanlar gördüm; bir evin içinde bile bir birlerinden fersah fersah uzak, öyle insanlar gördüm aralarına şehirler girmiş, yıllar girmiş, ama kalpleri hiç ayrılmamış… Bense sevdiklerimden ayrılırken hep bunları tekrar edip durursam ayrılıkları, fiziki ayrılıkları daha kolay atlatacağımı düşündüm.
Yanılmamışımda her insan gibi bende arkamda bir dolu ayrılıklar bıraktım. Şehirlerden ayrıldım, mekânlardan ayrıldım, sılamdan, ocağımdan, beraber gülüştüklerimden, beraber ağlaştıklarımdan, beraber savaştıklarımdan, yarenlerimden, canlarımdan, cananlarımdan, dostlarımdan, omuzdaşlarımdan komşularımdan. Yoldaşlarımdan… Hepsinden ama hepsinden ayrıldım… Yinede ölmedim. Hala yaşıyorum…
Herhalde o zaman serde delikanlılık vardı… Şimdi öyle değil sanki. Yaşlandıkça ayrılıklar bana bir başka dokunur oldu. Üstelik birde bu günün ayrılığı, peşine geçmişteki ayrılıklarında acısını katıp yükümü daha da ağırlaştırıyor gibi…
Biliyor musunuz, sanki seneler sadece gençliğinizle aranızdaki mesafeyi uzaklaştırmıyor beyninizle aranızdaki mesafeyi de uzaklaştırıyor. Saçlarımdaki her ak sanki düşmeden önce beynime de küçük elektrik dalgaları yollayarak geldi. Ve her bir beyaz, seneler boyu oluşturduğum ayrılıklara katlanma duvarımdan bir tuğlayı yok etti. Duvar küçüldükçe ardındaki bastırılmış acılarda bir bir gönlüme düşmeye başladı.
Ve ben yaşlandıkça ayrılık karşısında daha bir duygusal daha bir dayanıksız oldum. Haaa bu arada bu duygusallığım sadece ayrılıklar söz konusuysa var. Sonra muhataplarım olayı yanlış yorumlamasın mevzu bahis sorumluluklar olunca, vatan millet olunca bir şeye hayır dediysem o hayırdır. Bu konularda evelallah ölene kadar genç kalırız, sonra aleyhimize delil oluşturur yazdıklarımız maazallah…
Hale’dir adım gene nerden girdim mevzuya nereye geldim. Aylar sonra bu satırları
size yeniden kapıma dayanan bir ayrılık acısıyla yazıyorum. Dedim ya hasretler artık bana bir yük. Taşıması zor olunca paylaşmayı seçtim, iyiki varsınız… Bu sefer hasretin adı sekiz yıllık
arkadaşım, yıllardır beraber çalıştığım, dertleştiğim naif pırıl pırıl bir Urfalı genç. Yaradan onun hamuruna güzel güzel kokular katmış. Ana babası pırıl pırıl yetiştirmiş umarım bu güzelliğe sekiz yıl boyunca bende kendimden güzellikler kata bilmişimdir. Şimdiye kadar yazdığım bütün yazılarım onda arşivli hiç benim aklıma gelmezken o böyle bir arşiv oluşturdu. Bende hepinizin huzurunda onunla vedalaşmayı bir borç bildim. Ayrılığımızın nedeni evlilik. Biliyorum ki o bu ülkeye pırıl pırıl çocuklar yetiştirecek, iyi bir eş olurken ayakları üzerinde durabilen bir birey olmayı da becerecek. Hoşça kal Nurten yolun aydınlık olsun, hasret senden uzak olsun… Çok mutlu ol iyiki varsın ve iyiki yolumuz sevgide buluştu. Bu kalp seni unutmayacak… Sana son hediyem Orhan velinin mısraları olsun isterim izninle…
Dizlerimde uyuduğunu düşün saçını okşadığımı
Üşüyen ellerini ısıttığımı
Mutlu olduğun anları getir gözünün önüne
Alnından öptüğüm dakikaları
Birazdan kapını çalan kişi olabileceğimi düşün
Şaşırtmayı severim bilirsin
Buda sana son süprizim olsun
Şimdi seninle yaşanan günleri ateşe veriyorum
Beni güzel hatırla
Gidiyorum…
Vuslatlarımızın bol olduğu yarınlarda buluşmak dileğiyle ………….Sevgiyle kalın
|