|
Kendini Kötü Hissettiğinde…
Oğlum, geçen gün diyordu ki, ablamın karyolamın (ranza) üzerine yazdığı not çok anlamlıydı. Ne yazmıştı diye sordum.
“When you feel bad, just think the good things you have”
yani ‘Kendini kötü hissettiğinde, sadece sahip olduğun iyi şeyleri düşün’ Ne güzel bir söz.
Böyle bir söze tamda ihtiyaç duyduğum bir anda üstelik de bu konuları fazlasıyla bildiğimi sandığım halde birden hastanın ayağına gelen ilaç gibi iyi geliyor.
Kendimizi kötü hissettiğimizde başımıza kötü bir olay geldiğinde dünyaya, kendimize, çevremize her şeye küsüyoruz.
Yaşamdan zevk almamaya başlıyoruz.
Oysa belki de bir hasta hane köşesinde çocukları için, kendi için hayat mücadelesi veren yaşamak için olağanüstü çaba sarf eden birileri Allah’tan acil şifalar diliyordur.
Yaşamak için… Nefes almak için…Çocukları için…
Bir bebek dünyaya ağlayarak ‘merhaba’ derken büyük bir coşku yaşıyordur ailesi.
Sahip olduğumuz değerleri nelere sahip olduğumuzu ancak onu kaybedince anlarız.
Sıradan gibi görünen şeyler aslında bizler için büyük bir lütuf belkide.
Ailece hep birlikte bir akşam yemeği yemek sıradan gibi gelir değil mi?
Aslında değil.
Eğer içinizden biri aileden biri uzak bir şehirde, askerde, hastanede, yada öbür dünyaya göç etmişse o eksilen aile fertleriyle yenen yemek gizli bir hüzün vermez mi bize?
Hani kötünün iyisi anlayışını unutmamak da fayda var.
Bazı şeyler hoşumuza gitmese de bazı şeylerden memnun olmasak da etrafımıza dikkatli gözlerle bakınca artılarımızı görme imkanı bulabiliriz.
Bakın bir hikaye geldi aklıma sanırım ne demek istediğimi daha iyi vurgulayacaktır.
Kırlangıcın biri, bir adama aşık olmuş. Pencerenin önüne konmuş, cesaretini toplamış, tüylerini kabartmış, küçük sevimli gagasıyla cama vurmuş; tık tık tık... Adam içeride kendi işleriyle uğraşıyormuş... "Kimmiş onu işinden alıkoyan? Minik bir kırlangıç!" Kırlangıç telaşını bastırmaya çalışarak, derin bir nefes almış ve şirin gagasını açmış, sözcükler dökülmeye başlamış... "Hey adam! Ben seni seviyorum. Nedenini, niçin ini sorma. Bugün cesaret buldum konuşmaya. Beni içeriye al. Birlikte yaşayalım." Adam birden parlamış, "Yok daha neler? Olmaz alamam" demiş, "Sen kuşsun! Hiç kuş insana aşık olur mu?" Kırlangıç mahcup olmuş. Başını eğmiş ama pes etmemiş. Bir süre sonra tekrar pencereye gelmiş, bir kez daha şansını denemiş: "Adam, adam! Hadi aç şu pencereyi. Ben sana dost olurum." Adam kararlı, "Yok yok seni içeri alamam" demiş. Kuştan onu yalnız bırakmasını istemiş. Kırlangıç başını önüne eğmiş, çekip gitmiş. Aradan zaman geçmiş. Adam önce düşünmüş, sonra kendi kendine itiraf etmiş, "Hay benim akılsız başım" demiş. "Ne kadar aptallık ettim! Beklenmedik bir anda karşıma çıkan bir dostluk fırsatını teptim. Niye onun teklifini kabul etmedim ki şimdi böyle kös kös oturacağıma keyifli bir vakit geçirirdik birlikte." Pişman olmuş ama iş işten geçmiş. Yine de kendini rahatlatmayı ihmal etmemiş. "Sıcaklar başlayınca kırlangıcım yine gelir. Ben de onu içeri alır mutlu bir hayat sürerim" diye düşünmüş.
Yaz boyunca kırlangıcın gelmediğini görünce, bilge bir kişiye gitmiş. Bilge kişi gözlerini adama dikmiş ve demiş ki: "Kırlangıcın ömrü altı aydır..." Hayatta bazı fırsatlar vardır, sadece bir kez karşına çıkar ve değerini bilmezsen kaçıp gider ve asla geri gelmezler.
belgin_satici@hotmail.com
Şiirlerime aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz. (http://www.Antoloji.Com/belgin_turan
|