09 Temmuz 2008 21:47

Sesli düşünüyorum...

Hesap kitap işlerinden ve esnafın sıkıntılarından bahsediyoruz arkadaşlarla. İş imkanı yaratanların vergi yükü altında ezildiğini anlatıyor arkadaşımın biri. Böyle devam ederse ekonomik bir krizin kıyısına geleceğimizi seslendiriyoruz ortakça. Kriz, az kişinin yani azınlığın daha çok kazanması, çok kişinin yani çoğunluğun daha çok kaybetmesi diyor; diğeri. Devletten beslenen üst sınıf için sıkıntı yok. Her zaman bahar. Baksanıza son günlerin sıcak gündemine; karanlık hesaplar peşinde koşanlardan hesap sorulması, bazılarını rahatsız ediyor. Sesli düşünüyoruz.
Esnafın içine girdiği dar boğaz, yükselen gıda fiyatları, işsizlik, evsizlik, çaresizlik en önemlisi de açlık karamsarlığa götürüyor bizi.
Aman, dünyanın derdini biz mi çekeceğiz diyecek oluyorum sıkıntılı havayı dağıtmak için, nafile, gülemeyiz ki. Moralimiz bozuk, heyecanımızı yitirmişiz. Ama umutluyuz, mutluluk bu aralar uzak dursa da, her şeyin düzeleceğine umudumuz hep var. Konuyu değiştirmeye çalışıyorum! Serde başkanlık var ya.
Evraklar imzalıyorum. İmzalar kuyruklumu olsun kuyruksuz mu? Kağıdın ortasına mı atılmalı, sağa yanaşık mı; bunları sorasım geliyor. İmzayı atınmı sorumluluğun başlar, hesabını verirsin atığın imzaların, konuşmaları arasında, dünyada ve ahrete hesap verme mevzuuna giriyoruz aniden. Yapanın yanına kar kalmayacağı, herkesin hesap vereceği umudu doğdu ya son zamanlar da , başlıyoruz konuyu enine boyuna konuşmaya. Herkes nasıl dolu sormayın.
H Mehmet dünyanın iş görme(amel) ahret’in ise karşılık bulma (ceza) yurdu olduğunu, yapılan işin türüne göre nimet ya da azap şeklinde karşılık bulacağımızı yani mutlaka hesabını vereceğimizi anlatıyor. Nereye bağlıyacak sonunu merakla dinliyorum. Konu derin… Meraktan düşünüyorum. Herkes hesap vermeli tabi; yapanın yanına kalmamalı. Ama önce dünyada.. İnsanlık için, Ülkemiz için, birlik beraberliğimiz için ve mutlu yarınlarımız için herkes mutlaka hesap vereceğini bilmeli. Ve ona göre hesabını yapmalı. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyen işadamı, çok kazanana az vergi ödeten muhasebeci, çok kazanıp hiç vergi ödemeyen mükellef, halkın vergileriyle maaşını alıp uçan (halkın bir türlü göremediği, halka uzak)bürokrat, gündüz sokak aydınlatma ışıklarını kapatmayan TEK 'çi, aç insana iş, aş veya hakkını vermeyip dürüstlük nutukları atan zengin, gücünün yettiğini ezen sırtı devlet adam, yaptığı bina gariplere mezar olan evi yıkılası müteahit, bir anlık keyfi başkasının felaketi olan maganda, farklı yaşıyor, farklı konuşuyor diye insanları öteki gören zihniyet vs vs herkes hesap vermeli, hepimiz hesap vermeliyiz. Yaptığının hesabını verebilen insan huzurludur, ülkesini sevendir. Hesap veren, hesap sorabilir, sorgulayabilir. Bu günü anlayan insanlar, hesap kitabın açık olduğu, karanlık işlerin dönmediği ülkelerin ekonomik olarak da güçlü olduğunu, ekonomik olarak güçlü olan ülkelerde insanların daha mutlu olabileceğini bilir. Devletine, toplumuna, yaşadığı şehre, insanlığa ve ailesine hesabını verebilen insanların çoğunluk olduğu yerlerde devlet güçlüdür, birey güçlüdür, mutludur.
Yanıbaşımız da yaşanan ve her anına canlı tanık olduğumuz Irak’ta insan aklının kaldıramıyacağı gelişmeler yaşanmaktadır. Allah korusun bunların bir gün bizim Ülkemizde yaşanmayacağı ne malum.
Ortadoğuyu kimyasal silah üretmekle suçlayıp, yeni ürettiği kimyasal ve biyolojik silahlarını burada yaşayan insanlar üzerinde deneyen, Ülkelerinin olası bir kimyasal saldırıya karşı ne kadar dirençli olduğunu tespit etmek için kalabalık yerleşim birimlerine, çocuk, yaşlı ayrımı yapmadan topluluklara, kimyasal ve biyolojik maddeler bırakanlara karşı, güçlü bir Ülkede yaşayan mutlu ve birlik beraberlik içinde birbirine sıkı sıkıya kenetlenmiş bir toplum olmanın hesabını yapmalıyız. Sorumluluk bilinciyle Ülkesine, Milletine hesabını verebilen, çabalayan, emek veren insanların çoğunluk olduğu noktada sonuç; mutluluk ve başarıyı işaret eder.
Zaman kötü. Aman hesabımızı iyi yapalım.