"SON MISRASINDA KALAN HATIRA"

13 Eylül 2026 03:27

URFARESS.NET Yazarı,Şair-Yazar Mehmet Zeki GAYBERİ köşesine taşıdı:"12 Eylül darbesinin üzerinden birkaç ay geçmişti" 

*İstiklâl Marşı’nın Son Mısrasında Kalan Bir Hatıra*










12 Eylül darbesinin üzerinden henüz birkaç ay geçmişti.

Bir pazartesi sabahı, okulumuzun bahçesinde her hafta olduğu gibi İstiklâl Marşı’mızı okumak için sıraya girmiştik. Öğrenciler sessizce yerlerini almış, müdür yardımcımız da töreni başlatmak üzere hazırlık yapıyordu.

Tam İstiklâl Marşı’mızı okumak için komut verileceği sırada, Milli Güvenlik Bilgisi dersimize giren albayın sert ve yüksek sesiyle irkildik.

— Durun!

Herkes şaşkınlık içinde ne olduğunu anlamaya çalışırken albayın gözleri öğrencilerin arasında bir noktaya takıldı.

Başörtülü bir kız arkadaşımızı işaret ederek sert bir ses tonuyla:

— Kızım, okullarda başörtüsünün yasak olduğunu bilmiyor musun? Çabuk o örtüyü çıkart! diye bağırdı.

Arkadaşımız korkmuştu. Sesi titriyordu. Fakat o korkunun içinde, hepimizin hafızasına kazınan o soruyu sordu:

— Komutanım, Milli Mücadelemiz; vatanımızı, milletimizi kurtarmak, dinimizi ve inançlarımızı rahatça yaşayabilmek için yapılmadı mı? Okuyacağımız İstiklâl Marşı da bunun için yazılmadı mı?

Bahçeye bir sessizlik çöktü.

Albay, arkadaşımızın yanına doğru yürüdü. Homurdanarak ve sert bir hareketle başörtüsünden tuttu ve başından çekip çıkardı.

Başörtüsünü tutturmak için kullanılan iğneler arkadaşımızın başını çizmiş, yanağına doğru kan sızmaya başlamıştı.

Korkudan titreyen arkadaşımıza ne biz öğrenciler müdahale edebildik ne de okul yönetimi o anda ona yardım edebildi.

O sırada okul müdürümüz ile albay arasında sert bir tartışma başladı. Albay, müdürümüze dönerek:

— Seninle müdür odasında görüşeceğiz, dedi.

Biz ise yaşadığımız şaşkınlık ve korku içinde ne yapacağımızı bilemeden bekliyorduk.

Sonunda İstiklâl Marşı’mızı okumaya başladık.

Ama o gün marşın her kelimesi başka türlü yankılanıyordu okul bahçesinde.

Gözyaşlarımızı tutamıyor, hıçkırıklarımızı bastırmaya çalışıyorduk. Bir yanda başından kan sızan, korkudan titreyen arkadaşımız; diğer yanda bağımsızlığımızın ve milletimizin ortak ruhunun sembolü olan İstiklâl Marşı...

Ve marşın sonuna geldiğimizde, hep birlikte şu mısrayı söyledik:

*“Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl!”*

Yıllar geçti.

O günün üzerinden çok zaman geçti. Fakat o sabahı ve o son mısrayı hiç unutmadım.

Çünkü o gün, İstiklâl Marşı’nın ne anlattığını belki de ilk defa bu kadar derinden hissetmiştik.

İstiklâl; yalnızca bir ülkenin işgalden kurtulması değildi.

İstiklâl; insanın inancıyla, düşüncesiyle, vicdanıyla ve kimliğiyle özgürce yaşayabilmesiydi.

Ve yıllar sonra geriye dönüp baktığımda, o gün yaşanan en büyük çelişkinin de burada olduğunu düşünüyorum:

Başındaki örtü zorla çıkarılan bir öğrencinin kanayan yanağının karşısında, hep birlikte *“Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl”* diyorduk.

*Bazı hatıralar vardır; üzerinden yıllar geçse de eskimez.*

*Çünkü onlar yalnızca geçmişi değil, bize özgürlüğün, inancın ve istiklâlin ne anlama geldiğini de hatırlatır.*

Mehmet KEÇELİ
12 Eylül 2001
İstanbul