Ceylanpınar Belediye Eşbaşkanı Uğur Kahraman'ın yaptığı açıklama, yalnızca bir belediye eşbaşkanının parti etkinliklerine katılmama kararı olarak okunmamalı. Asıl dikkat çeken cümle, "Verdiğim emeklerin ve katkıların karşılığını göremedim." ifadesidir.
Bu sözler, parti dışından yapılan bir eleştiri değil; yıllardır aynı siyasi yapının içinde görev yapan bir ismin serzenişidir. Hal böyle olunca insanın aklına şu soru geliyor: İçerideki isimler bile kendilerini değersiz hissediyorsa, dışarıdakiler ne hissetsin?
Şanlıurfa'da seçim dönemlerini yakından takip eden yerel basın mensupları bu tabloya yabancı değil.
Seçim öncesinde DEM Parti'nin il örgütü, ilçe örgütleri, milletvekilleri ve partiye yakın birçok sivil toplum kuruluşu, yerel basınla sürekli iletişim halindeydi. Günün her saatinde telefonlar çalıyor, programlar ,soru önergeleri tek tek bildiriliyor, davetler yapılıyor, açıklamalar servis ediliyordu. Kar, kış, yağmur demeden düzenlenen her etkinlikte yerel basının bulunması isteniyordu.
Çünkü seçim vardı...
Sandıklar kapandı, seçim heyecanı bitti milletvekiller ile belediye başkanları seçildi ve bir anda telefonlar sustu.
Artık ne arayan var ne soran...
Ne programlardan haber veriliyor ne de yerel basının görüşü önemseniyor.
Oysa yerel basın sadece seçim dönemlerinde hatırlanacak bir mecra değildir. Yerel basın, halkın sesidir; kentin hafızasıdır. Seçimden seçime ihtiyaç duyulan bir araç olarak görülmesi, ne demokrasiye ne de sağlıklı siyaset anlayışına yakışır.
Bugün Uğur Kahraman'ın yaptığı açıklama, aslında bu iletişim kopukluğunun parti içinde de hissedildiğini gösteriyor.
Kendi belediye eşbaşkanı, "Emek verdim ama karşılığını göremedim." diyorsa...
Bu yazı sadece DEM Parti'ye yönelik bir eleştiri olarak okunmamalı. Aslında bu durum, seçimden sonra halktan, basından ve sahadan uzaklaşan tüm siyasi partilerin ortak hastalığıdır.
Siyaset; yalnızca seçim kazanmak değil, seçimden sonra da iletişimi sürdürebilmek telefonlara yanıt vermektir Ayşe Sürücü başkanım.
Kapısı sadece seçim zamanı çalınan gazeteciler de, sandık günü hatırlanan seçmenler de bu yaklaşımı unutmaz.
Belki de Ceylanpınar'dan yükselen bu ses, yalnızca bir eşbaşkanın kırgınlığı değil; uzun zamandır görmezden gelinen bir iletişim anlayışının dışa vurumudur.
Şimdi asıl soru şu:
Seçim döneminde herkesin kapısını çalanlar, seçimden sonra neden sessizliğe bürünüyor?