Feridun Öncel ve EVET-HAYIR

01 Eylül 2010 13:43

EVET-HAYIR,Bahçeli'nin Hakkı Ve Yazıcıoğlu'nun Tırnağı...Yazarımız Başkent İktisatçılar Dernek Başkanı ,İktisatçı-Yazar Feridun ÖNCEL'in kaleminden... 

EVET-HAYIR

DEVLET BAHÇELİ’NİN HAKKI VE

YAZICIOĞLU’NUN TIRNAĞI





İnsan, tepkisini (veya rengini diyelim) ortaya koyarken değişik haller alabiliyor.

Mesela, zaman zaman ortamına göre konuştuğunu görürsünüz insanların... Bir yerde değişik hallerde olanların, başka yerlerde çok daha farklı davrandığını görmüşsünüzdür. Üç kuruşluk menfaatlerini bile çok iyi bilen, hesabını buna göre tertipleyenler vardır, hep olacaktır. Sağcıyla sağcı, solcuyla solcu; Antepliyle Antepli, Urfalıyla Urfalı olan illa ki görmüşsünüzdür.

Beni hiç böyle gördünüz mü?

Baskıyla, şiddetle, yıldırmayla karşılaştığında da insan değişik davranabilir. Bunda kınama da yapılamaz. Zarar göreceğini düşünen bir kişi net davranamayabilir. Doğru değildir yaptığı belki, ama, anlamaya çalışılabilirsiniz.

Buna rağmen ben, böyle de olmadım.

Aktif siyasetin içinde olmadığımı, içiyle dışı farklı birisi olmadığımı da bilirsiniz. Bilmelisiniz, zira yıllardır içinizden birisi olarak hemşehrilerim ve dava arkadaşlarım beni çok iyi tanır. Hemşehrim veya dava arkadaşım olmayan okurlarım da yıllardır yazdıklarımı görüyor zaten.

Bunları neden yazıyorum?

Son yazdığım “Devlet Bahçeli’nin Çabası ve Oyumun Rengi” başlıklı yazıma gelen yorumlar bana bu yazıyı yazdırdı. Hemen belirtmekte fayda var ki, Sayın Devlet Bahçeli doğru bildiği yolda, hatta belki siyasi geleceğini de riske ederek bir başına gayret etmeye devam ediyor. Paralarıyla bindirilmiş kıtalar oluşturanlara inat, genel afçılara rağmen…

Öncelikle “destekleyen” veya “karşımda duran” bütün okurlarıma, ama özellikle de yorum yazma zahmeti gösterenlerinize teşekkür ediyorum. Bu yazım çok yorum aldı...

“Ağzı olan konuşuyor” demiyorum asla...

Tersine, “Herkes konuşmalı” fikrini taşıyorum. Eksik diyenimiz olabilir, yanlış diyenimiz olabilir, kasıtlı bir niyetle söyleyenimiz de olabilir ama herkes illa ki konuşmalı, yazmalı. Bu aksaklıklar veya eksiklikler nasıl olsa yolun bir yerinde düzeltilir.

Ama biz her kararımızda aynı olacağız diye bir kanun mu var?

Biz biribirimiz gibi düşünmüyorsak, biribirimizi gereği kadar sevemeyecek miyiz?

Samimiyetine inanmamız için bir kişinin bizim dediğimizi tasdiklemesi veya bizim onun dediklerini tam güçle desteklememiz şartlardan mıdır?

İlk önce şunu unutmayacağız, biz, birbirimizi gibi düşünmek zorunda değiliz her zaman…

İkincisi, “sen de mi ağabey”, “olmadı başkan”, “yakışmadı reis” yaklaşımları ciddi bir mahalle baskısını ortaya koyuyor ki, bunu daha düne kadar inkar edenleriniz çoktu. “Olmadı” deneceğine, “şu görüşünüzün şurasına karşıyım” şeklindeki bir yaklaşım çok daha medeni ve katkı sağlayıcı olurdu emin olun. Lakin, belli ki, okunmamış. Okuyanlar bulmak istediklerini bulmak için okumuş. Tarafgirce kendimize uygun satırlar aramışız ve elbette yanlış yapmışız. Bilgi sahibi miyiz, malumat sahibi miyiz, yoksa malumat sahibi olanların tetikçilerini dinleyerek mi bir şey bildiğimizi sanıyoruz? Bu hepimiz için üzerinde düşünülmesi gereken bir soru.

Hepimizi anayasa hukuku profesörü yapan bu referandum bir an önce bitsin de huzur gelsin. Evlerde bile ciddi tartışmaların yaşandığını yakından biliyorum.

Yazımı yorumlardan sonra defalarca okudum. Hayır, bir anlatım bozukluğu yoktu.

Demek ki, biz çok fazla televizyon etkisinde kalıyoruz. Kulaktan dolma bilgiler de yanlışı beraberinde getirebiliyor.

Bizim arzumuz da anayasanın değişmesi oysa. Yazmışız… Ama böyle değil…

HSYK’nın yapısından, şeklinden, şemalinden, medyaya sızan kokulardan memnun muyum? Değilim, bunu da yazmışım.

Ama değişikliğin ne getirip ne götürdüğünü, istenen değişikliğin uygun olmadığını da belirtmişim.

Anayasa Mahkemesi’yle ilgili de hemen hemen aynı şeyleri yazmışım.

Birşeyin değişmesini istemek başka, ama ne şekilde olursa olsun değişsin demek başka... Siz sobanızın yanmasını istersiniz ama hırsızlık kömürle değil... Tarlanızdaki ürünün toplanmasını istersiniz ama bedeli ürünü geçtiğinde değil...

12 Eylülcülerin yargılanması meselesinde hala bir anlaşmazlık var. Yargılanamaz diyenler, yargılanacak hükmüne varanlardan daha az hukukçu değiller. İster misiniz Kenan Evren evet çıksa bile yargılanamasın ve bunu söyleyenler karşınıza geçip sırıtsın?

12 Eylül konusunda dikkatli konuşmak gerek. Hele de benimle konuşuyorsa bir kişi. Benden fazla zarar gören az kişi vardır. Ben 12 Eylül’e gençliğimi, geleceğimi, dostlarımı, yıllarımı, mücadelemi astım da geçtim... Ayıptır...

Ama diyorum ki, zaten değişe değişe eski halinden eser kalmamış 12 Eylül anayasası için bu kadar tarafgir davranmamak gerek.

Milletimizin geleceği, vatanın bütünlüğü, milletin birliği için “Hayır” diyeceğim.

Şehit kanlarıyla çizilmiş şanlı Türk bayrağımızın yanına, bayrak adı altında başka bir bez parçası asılmasın diye “Hayır” diyeceğim.

Nereden emir aldığı, kimin adamı olduğu belli olmayan (aslında belli de) üç-beş hokkazbaz her akşam televizyonlardan aziz milletimize edepsizlik etmesin, devletimize posta koyma cesareti bulamasın diye “Hayır” diyeceğim.

Terörün semirmemesi, bölücülüğün cesaret bulmaması, şehit cenazelerinin gelmemesi için “Hayır” diyeceğim.

Analar ağlamasın diye “Hayır” diyeceğim.

Müslümanların kullanıldığı din tacirlerine geçit vermemek için “Hayır” diyeceğim.

ABD’ye, AB’ye, İsrail’e teslim olmamak için “Hayır” diyeceğim.

Yargının, kim olursa olsun siyasilerin eline geçmemesi için “Hayır” diyeceğim.

Telefonlar, yatak odaları dinlenmesin diye “Hayır” diyeceğim.

Tek millet-tek devlet için “Hayır” diyeceğim.

Bebek katili Abdullah Öcalan, ülke üstüne söz hakkı kazanmasın diye “Hayır” diyeceğim.

Partiden, arkadaştan, dosttan, komşudan, hısımdan, medyadan etkilenmeden “Hayır” diyeceğim.

Size bir şey diyeyim mi?

Aslında bütün bu gerekçelerle “evet” diyecekler de vardır biliyor musunuz?

İşin tuhaflığı, anlaşılmazlığı ve içinden çıkılmazlığı biraz da burada.

Ben herkesin görüşüne sonuna kadar hürmetliyim.

Herşeyi boşverin, şunun için dua edin:

“Allah memleketimiz için en güzelini versin...”

Amin.

Biraz uzadı ama sabrınıza güvenerek son bir şeyi daha belirtmek istiyorum. Görüyorum ki, son zamanlarda, dostum, iki cihan kardeşim ve değerli Ülkü Ocakları Başkanım Muhsin Yazıcıoğlu bu kampanyaya alet ediliyor.

Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a bakılırsa, rahmetli Yazıcıoğlu yaşasaydı “evet” derdi.

Partisi BBP’nin Genel Başkanı Yalçın Topçu ise daha değişik işler yapıyor. Reklam panolarına kendi resmini ve Yazıcıoğlu’nun 12 Eylül cuntasının mahkemesindeki resmini koyarak “evet” diyor.

Başbakan’a bir şey demiyorum. Hoş, yaşasaydı Muhsin Başkanımın ne oy vereceğini de bilmiyorum. Kim bilir belki de sahiden “evet” derdi. BBP yönetimi de (en doğal hakkı olarak) “evet” oyu kullanmakta-kullandırmakta serbesttir. Ama BBP Genel Başkanı Topçu’ya şunu hatırlatmak istiyorum: Hiçbir şey onun tırnağını dahi bu işlerde kullanmaya değmez. O artık “sonsuzluğun sahibinin yanında…”



URFAPRESS.NET