| ARİF MARDİN VE BARDAKÇI... | ||
|
|
09 Temmuz 2006 13:38 |
|
| Müziğin büyük üstadı Arif Mardin Hazreti Muhammed’in soyundandı Modern müziğin New York’ta geçtiğimiz hafta vefat eden büyük ismi Arif Mardin’in ardından çok şey yazıldı ama tarihi bakımdan son derece önemli olan ailesinden hiç bahs | ||
|
Müziğin büyük üstadı Arif Mardin Hazreti Muhammed’in soyundandı
Modern müziğin New York’ta geçtiğimiz hafta vefat eden büyük ismi Arif Mardin’in ardından çok şey yazıldı ama tarihi bakımdan son derece önemli olan ailesinden hiç bahsedilmedi. Arif Mardin, "Seyyid" idi, yani Hazreti Muhammed’in soyundan geliyordu. Eski isimleri "Azrakizádeler" olan Mardinler sonraki asırlarda Osmanlı aristokrasisinin önde gelen ulema ailelerinden biri olmuş ve aileden çok sayıda ilim adamı yetişmişti. İşte, Arif Mardin’in kökleri Hazreti Muhammed’e kadar uzanan ailesinin kısa öyküsü... MODERN müziğin yarım asırdan buyana Amerika’da yaşayan çok önemli bir mensubu, Arif Mardin, geçtiğimiz hafta New York’ta vefat etti ve cenazesi geçen Çarşamba günü İstanbul’da toprağa verildi. Vefatından sonra gazetelerde ve TV’lerde günlerce ondan bahsedildi ve müzikteki, özellikle de caz müziğindeki yeri anlatıldı. Norah Jones’tan Chaka Khan’a, Roberta Flack’tan Raul Midon’a kadar çok sayıda kişiyi keşfedip birer dünya starı yaptığı ve Türkiye’nin yüzünü ağartan büyük bir sanatçı olduğu söylendi. Bunların hepsi doğruydu. Devlet, "dünya çapında Batı Müziği icracısı yetiştirebilmek" maksadıyla 70 küsur seneden buyana çaba göstermesine ve müzik politikamızın hep bu temel üzerinde inşa edilmesine rağmen hayal edilen müzisyen bir türlü çıkmamıştı. Ama, Arif Mardin devletin yapamadığını kendi başına yapmış ve klasik müzikte olmasa bile, modern müzikte, özellikle de cazda Batı dünyasının tanıdığı tek Türk müzisyen olmuştu. Ben, Arif Mardin’in vefatından sonra hakkında yazılıp söylenenlere bakınca, onun tarihi bakımdan büyük önem taşıyan ailesinin gündeme hiç getirilmediğini farkettim. Mardin ailesinden bahsetmeden önce, bir konuyu açıklamam lázım... BİZİM ARİSTOKRATLARIMIZ Bizde yaygın olan düşünceye göre Osmanlı Türkiyesi’nde "aristokrat" sınıfı yoktur, asırlar boyunca herşey padişahın iki dudağı arasından çıkan emre göre halledilmiştir, hükümdarın etrafında kim varsa "kul"dur ve güce sahip hiçbir aile çıkmamıştır. Ama, işin aslı hiç de böyle değildir ve Osmanlı İmparatorluğu’nda hanedanın yanısıra asırlar boyu devam etmiş bir de aristokrasi varolmuştur! Bu aristokrasiyi, Osmanlı Devleti’nin kurulmasından önce Anadolu’nun hákimi olan Selçuklu İmparatorluğu’nun önemli ailelerine mensup olanlarla yine Anadolu’da hüküm sürmüş olan Akkoyunlu, Karakoyunlu, Karamanoğlu, Dánişmendli, Germiyanlı veya Artuklu gibi devletleri idare etmiş olanların torunları teşkil eder. Osmanlı İmparatorluğu’nda nesiller boyu devlet hizmetinde bulunmuş aileler de aristokrasiye mensupturlar ve saray, kendi aristokrasisinin yanısıra eski devlet sahiplerinin soyundan gelenlere de imparatorluğun idaresinde görev vermekte tereddüt etmemiştir. Bizde gerçi Batı’daki "kont", "dük" yahut "marki" karşılığı asalet unvanları yoktur ama isimlerin sonunda yeralan "Ağa", "Bey", "Efendi" ve "Beyefendi" gibisinden sözlerin çoğu ve kişinin görevini gösteren bazı ibáreler, aslında bir statüye işaret ederler. Meselá bugün çoğu kişinin sarayın kapıcısı olduğunu zannettikleri "Kapıcıbaşı" aslında "saray názırı", padişahın siláhını taşıdığı sanılan "Siláhdar ağa" da "saray maraşalı"dır; "Kazasker", "Rikabdar Ağa" yahut "Mirahur" gibisinden rütbeler de aslında birer asalet unvanıdır. MEDİNE’DEN GELDİLER Osmanlı döneminin aristokrat aileleri bugün de devam ediyor ve mensupları artık birer Cumhuriyet vatandaşı olarak aramızda yaşıyorlar. İşte, geçen haftaki vefatından sonra gündeme son derece önemli bir müzisyen olarak gelen Arif Mardin, böyle bir aileye mensuptu ve ailesinin Osmanlı aristokrasisinden olmasının yanısıra, bir özelliği daha vardı: Soyları Hazreti Muhammed’e kadar uzanıyordu, yani "Seyyid" idiler ve Hazreti Muhammed’in Kerbelá’da şehid edilen torunu Hazreti Hüseyin’in soyundan gelen Seyyid Hüseyin el Azrak’tan geliyorlardı. Hüseyin el Azrak, Selçuklu İmparatorluğu zamanında ailesiyle beraber Medine’den ayrılıp Mardin’e yerleşecek, oğullarından birini Artuklu hükümdarının kızıyla evlendirecek ve Mardin ile Irak taraflarının önde gelen din álimleri, bu tarihten itibaren artık bu aileden çıkacaktı. Aradan yine asırlar geçti ve Seyyid Hüseyin el Azrak’ın on üçüncü, Hazreti Hüseyin’in de 26. göbekten torunu olan 1816 doğumlu Yusuf Sıdkı Efendi, Mardin’den İstanbul’a göçetti ve zamanla dönemin şeyhülislamdan sonra gelen en yüksek dini görevi olan Anadolu Kazaskerliği’ne getirildi. Yine o zamana kadar "El Azrak" olan ailenin ismi, İstanbul’a gelişlerinden sonra "Mardini" oldu ve bu isim, zamanımızda "Mardin" halini aldı. |
||